Salâvat-ı Tefriciye – Sesli ve Yazılı
•Temmuz 3, 2009 • Comments OffHayırlı Cumalar Olsun Cümlemize
•Temmuz 3, 2009 • Comments Off
Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün;
Seher soluklu Cuma…
Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman…
Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler…
Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar;
Her şey anlam değerini dillendirir… Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için…
Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur…
Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat…
Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…
Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir…
Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından… Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla;
Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…
Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet…
Lâtif ve Âlîm olan Rabbimiz dünya saadetiniz için Cuma’yı vesile kılsın, ahirette size ve tüm sevdiklerinize “Cuma Yamaçları” nasip etsin…
Selâm ve Duâ İle…
Sana Hiç İle Geldim
•Temmuz 2, 2009 • Comments Off
Alın herşeyi kalmasın tek bir dirhem bende… Alın gidin ötelere ben burada kalmak istiyorum… Tam burada anlımın bayram ettiği yerde, öylece secdede kalmak… Ne saz ile nede söz… Yalnızca O’nunla kimsesiz, yalın ve tüm benliğim ile samimi…
Geçen yıllar ne güzel… Adım adım gidiyorum işte O’na saniye saniye, an be an O’na gidiyorum! Bekliyor beni de çok iyi biliyorum..
Gel diyor…
Geliyorum Ya Rabb!
Geliyorum Mevlam…
Geliyorum Sevgilim…
Geliyorum Sevdiğim
Geliyorum beni benden çok seven Canan geliyorum Sana…
Tüm günahlarımla, tüm hatalarımla, tüm suçlarımla geliyorum dizinin dibine Affet..
Boynum bükük geliyorum Sana!
Sen beklersin bir tek bu yollarımı sen bilirsin benden emin beni.
Ötesi yok bu alemde senden gayrısı “Hiç”…
Konuşmalarım “Hiç”…
Susmalarım “Hiç”…
Gelmelerim gitmelerim ne var sa “Hiç”…
Kazandıklarım kaybettiklerim ne varsa “Hiç”…
Bakii olan beni bulan Sensin!
Ötesi…
“Hiç”
Ötesi yok…
İşte Mevlam görüyorsun yine ve yineden ve her an burdayım gözleri yaşlı dizlerinin dibindeyim… Gidemem ki ayrılamam buradan, gitmemide asla istemezsin bilirim… Allah’ım ayırma beni dizlerinin dibinden Atma “Hiç” lerin içine beni… İstemem Cennetini çok görme Cemalinden beni… Ne verdiğin nefese yeter şükrüm neden gördürdüğün bu güllere… Ben aciz.. Ben fakir…
Ben bi çare dizlerinin dibindeyim işte.. Kabul et Ya Rabb sana bir “Hiç” ile geldim…
Receb-i Şerif
•Temmuz 2, 2009 • Comments Off
Saatler biriktirip günleri bildim, günleri ekleyip haftaları bekledim, haftalar geldi üst üste dördüne bir ay dedim Zaman dedikleri kervan içre ne kadar sefillik var ise kendimden de çok günahlar yükledim Aylar geçti teker teker ben çok veballerle bir mübarek sultanın kademine geldim
Dediler ki bana “Dokuzu geçtin kaldı iki, Temiz olmaz isen almazlar seni içeri”
Kapıdakinin Recep derlermiş adına Rabbisiymiş Allah (c.c.).. Benim ayım dermiş ona Saygı demekmiş isminin anlamı Recem diyenlerde olurmuş bu aya, zira mümin kardeşlerime eziyet etmemesi için lanetli olan şeytan rec’m edilirmiş pek gönülden sevdim recebi çünkü ismindeki
Ra: yüce Allah’ın rahmetine işaret
Cim: yüce Allah’ın cömertliğine alamet
Ba: yüce Allah’ın iyilik ve ihsanını anlatır, diye anladım
Anladım ki Recep azapsız bol bol rahmet, cimrilik olmadan bol bol cömertlik, cefa olmadan bol sefalı ihsan demekmiş
Efendimin şu mübarek kelamını işittim birden
“Cennette bir ırmak vardır; bu ırmağın adı: Recebtir Sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır Bir kimse, recep ayında bir gün oruç tutar ise Allah kendisine o ırmaktan içirir”
Orda içmek için burada tuttum kendimi Dediler silindi bak biraz kir Çünkü bak ne diyor Peygamber (SAV)
“Bir kimse, recep ayının ilk gününde oruç tutar ise Allah onun altmış senelik günahını affeder”
Recep ayı hoşamedi edince bana bende sordum ona Sende başka hangi ırmak var söyle bileyim Ta ki gireyim içine temizliğimi dileyim Dedi bana ilk Cuma geceme Regaib derler melekler Sabaha kadar her ne dilek var ise kabul olsun diye rablerine iletirler Sana bendeki güzel müjde budur Çünkü o gecenin üçte biri geçtiği zaman; semalarda ve yerde ne kadar melek varsa hepsi Ka’be etrafında toplanırlar
Allah-u Teala onların hallerine muttali olur ve şöyle buyurur
Ey meleklerim, ne dileğiniz var ise benden dileyin
Onlarda şöyle derler
Rabbimiz Senden dileğimiz odur ki Receb ayında oruç tutanları bağışlayasın
Bu dileğinizi yerine getirdim der Allah-u Teala
Receb geçti gün gün Regaib ile oldum pek memnun vardım Şaban kapısına…
Can bardaktan çayım var içer misin?
•Temmuz 1, 2009 • Comments Off
“Can bardaktan çayım var içer misin Dost?”
İçmez misin,içinde hasret var bir tutam biraz da acı..
Hani kahve olsa derim ki “Bir acı kahvenin 40 yıl hatırı vardır..” Çay bu dostum, çay.. Hem de
can bardaktan..
Üşümesin diye ellerimiz, sımsıcak çayımız.. Biraz da sevgi ekledim ki üşümesin gönüllerimiz..
Sıcak çay olmasa da, sıcak insanlar olsa ne dersin Dost?
Tebessüm eden çocuklar, çay isteyen çocuklar..
“Suss, çocuklar çay içmez”.. Açık renkli çaylar sana ve bana..
Neden diye sorma dost, biz daha büyümedik..
Ama olmaaaazz, çaysız olur mu?
Sıcak canlar olsun, aşka mütemayil, can bardaktan sıcak çay da..
Yanında bir tutam dert, hani yıldızlara baka, baka..
“Can bardaktan çayım var içer misin Dost?”
Dost’a..
Vakti vardır…
Ve can çeker.
Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan,
lezzet katan dostlardır.
Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir.
Sohbete …
Muhabbet taşır, hüzün taşır …
Hayatın neresinde, ne şekil ve görüntüde olursak olalım; mesele şudur:
Bir bardak demli çayın yanında ne kıymetimiz var?
Hangi dostun bir bardak demli çayı için “hasretin adı” ve “katma değer”iyiz?
Vakti vardır..
Ve can çeker.
Can, çayı bahane edip muhabbet ister.
Profesör istemez, genel müdür hiç istemez…
Makam ve mevki…
Ve dahi şan ve şöhret…
Ve dahi mal ve mülk sahibi istemez.
Aradığı insandır.
“İnsan” sıfatının yanında, som altına şekil katmak için sokuşturulmuş bakır kadar ehemmiyeti olmayan unvanları hesaba katmaz…
Bir bardak demli çayın her yudumunu, ab-ı hayata dönüştüren insan!
Hayattan aldığımız ve hayata kattığımız can sıkıntılarının çoğunun sebebi, maalesef değersiz şeylerden ibarettir.
Ne bu dünyadan çekip giderken bizimle birlikte gelirler.
Ne sonrası için işe yararlar.
Üstelik, bir bardak demli çayın yanında bile, sahibini “beş kuruş” sahiplenmezler…
Su kaynar…
Aşk ateşinde…
Bir tutam çay yaprağıyla karışmak, vuslattır.
Bu sıcaklığa…
Bu buhara ram olur ve yayılır duygular.
Sonra aşkın rengidir ve demidir görünen.
Ve aşkın rayihası.
Söyleyin şimdi:
Bu şiire kim bir mısra katar gönlünden?
Sohbeti kim demler?
Ya Basir
Can’sın ilaçsın sinelerimize. Bizleri senden uzak etme. Sensizlik karanlığına terk etme, sımsıkı tut ellerimizi. Bırakırsan ölürüz, ölürsek seni göremeyiz. Seni görememezliğe terketme bizleri.
Bu şehirler, bu insanlar..
•Temmuz 1, 2009 • Comments Off.jpg)
“Bi vefadır dar-ı dünya kimseyi şad eylemez”
(Fuzuli)
Bismihi…
Unutmuşluğun kıyısında ellerimi açıyorum göklere…
Geldim, gidiyorum diyen bir mahzun şarkı gibiyim kapında ey sevgili… Ellerime yıldızlardan örülmüş dualar yağıyor. Geceyle gün arasında ırgalanan ruhumu yaslıyorum göklerinin en fevkine. Kandil kandil tutuşan yüreğimde bir yangın telaşı var. Fırat’tan Dicle’ye, Nil nehrine… Sakarya’da bir Yunus ilahisi olup uğuldamak bir ney ahengiyle, gelmek sana, sığınmak.. Suların en çaresizi gibi denize koşuyorum. Senin denizine yürüyorum. Bir ikindi zamanı yosun bürümüş sulara gömülüyorum.
Günah sularının arkından tüm akışlarım, riyasız berrak denizlere bundan böyle, bütün ağlamalarım sana, bütün gidişlerim sana sevgili…
Bir yeni vakit bekliyorum ruhumda. İçimdeki ayak seslerinden biliyorum. Geldim gidiyorum diyen bir mahzun şarkı gibiyim kapında ey sevgili… Ben dursam da yollar durmaz arkamdan, hüküm bitmez… Rehine bıraktığım yüreğimi topluyor tümüyle sana geliyorum.
Yoksa…
Bu şehirler bu insanlar yaralar beni.
İnceden inceye yağan yağmur, minareleri yıkıyor usulca. Dualarım yağmurla serinliyor. Arnavut kaldırımı taşlara yürüyorum tek başıma. Şehrin simsiyah saçları yıkanıyor yağmurun ellerinde. Evler yalnız, insanlar yalnız, ben yalnızım. İzbe sokaklar bilmiyor yalnızlığımı. Kimselerin aklında değilim, unutulmuşum.
Sultan Süleyman’a kalmamış dünya. Bana da kalmaz diyorum.
Ve…
Yürüyüp gidiyorum yalnızlığın üstüne. Ne serüvenler yazılı hatıra defterimin kahırlı yapraklarında. Ne şarkılar söylenmiş hüzünden örülü… Gündelik telaşlar yalancı, hercai saatler çalıyor benliğimizi. Dünya, Şeyh Küşteri’nin beyaz perdesi. Azgın arzuların peşi sıra koşuyorum bu perdenin üzerinden. Düşüyor elimizden gerçeğin sırçası. Hayat gerçeğe yürüyordu oysa biz bunu biliyorduk.. Unutmuşuz, çok uzun yıllar geçmiş gibi ruhumuzun kanatlarından düşmüş, bildiğimiz gerçekler. Gerçeklerimiz yüz çevirmiş bizden, öteleri hatırlatan ne varsa kaymış zamanın ellerinden. Sultan Süleyman’a kalmamış dünya. Bana da kalmaz diyorum.
Rehine bıraktığım yüreğimi toplayıp sana geliyorum.
Yoksa…
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni.
Çöllerde kaybolmuş bir yitik Mecnunum Leylasını arayan. Bulutların mahzenine saklanmış bir katre gözyaşıyım, dinmeyen. Merhametin kalbinde ağlayan bir çocuk gibiyim, annesini yitirmiş. Sessiz ve unutulmuş mezarlığın içinde mor bir zambak gibi titriyor ruhum şimdi, yalnızım, kimsesizim, çaresiz kalmışım. Kamıştan bir neyin iniltili sesiyim, hüzzam yenilgilere beste olan… Kışa yenik düşmüş baharların yetimiyim, bütün mevsimlerin bitimiyim uzun yola gidesi… Aklım kelimelerin işgali altında. Senin İrem bahçenin hayali kuşatıyor ruhumu. Senin cennet kıyılarından haber getiren bütün dualarımla sana sığınıyorum en sevgili… Adınla başlamasam güne geceye, ateşten bir kasvet kuşatır beni…
Rehine bıraktığım yüreğimi toplayıp sana geliyorum.
Yoksa…
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni…
Merhametine susamış bir bedeviyim çöllerde inleyen. Bir Yusufçuk kuşuyum dalında asılı kalan, yaralı. Yusuf’a kucak açan bir derin kuyuyum çöl ortasında, dertlere duçar olan. Yakup’um, hasretinden gözleri karalar bağlayan. Gül ve reyhan kokusunu arıyorum Nebiler yurdunda. Sadakatim, İbrahim yüreğinde unuttuğumuz. Ruhu kelepçeli bir esaretim, zindanların görmediği. Bir tenha gülüşüm, yetimin dudağında. Asırlık çınarların gölgesinde uykuya yatmış, gizli bir sevdanın gözyaşlarıyım. Lambaların yakmadığı bir ateşim çerağ çerağ… Yanıyorum. Sana geliyorum bir ikindi zamanı, sana yürüyorum. Gelmesem tel tel çözülüp erimekteyim. Bu dünya gurbetinde çürümekteyim. Adınla başlamasam güne geceye, ateşten bir kasvet kuşatır beni… Şu dünya gurbetinde rehine bıraktığım yüreğimi, toplayıp sana geliyorum.
Yoksa..
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni…
“Ölümden önce davran, daha zaman varken gel” diyen şair gönlü Kehkeşanlar diyarında gezinirken ben sahte saadetlerin tuzağındayım. Gözlerimin göğüne misafir, bütün bulutlar, ağlamaktayım. Unuttuklarıma ağlamaktayım. Nefsin avuçlarında kendimden uzaktayım ah çok uzaktayım. Bir mevsimlik menekşeye kapılan ruhumun taraçalarında hatırladığım nisyan, bir hançer gibi deliyor bağrımı.
Bu defteri kapatmak ve gitmek düşüncesi yağmalıyor aklımı.
Bırakıyorum kendimi nehrin derin sularına. Her ırmak sonsuz bir deryaya akar. Tüm yolların sonunda sen varsın ey sevgili. Meçhul iklimlerden dönüşümüz hep sanadır. Sultan Süleyman’a kalmamış dünya. Bana kalmaz diyorum.
Rehine bıraktığım yüreğimi toplayıp Sana geliyorum.
Yoksa…
Bu şehirler, bu insanlar yaralar beni
Ders Alınmış Başarısızlık, En Büyük Başarıdır
•Temmuz 1, 2009 • Comments Off
DERS ALINMIŞ BAŞARISIZLIK, EN BÜYÜK BAŞARIDIR
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği kuyudan çıkarmaya değmeyecek diye karar verir Bütün komşularını yardıma çağırır Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar Eşek neler olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar Sonra, herkesi şaşırtan bir şekilde sesini keser Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar Gözlerine inanamaz.
Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta Toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre daha komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkın bakışları altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atar ve koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü kötülüklerle beraber.. Kuyudan çıkmanın sırrı, bu kötülükleri silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın..
Mutluluğun 5 basit kuralı vardır, unutmayınız!
1 Kalbinizi nefretten arındırın! – Affedin!
2 Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın! – Çoğu zaten asla gerçekleşmez
3 Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin!
4 Daha çok verici olun!
5 Daha az beklenti içerisinde olun!
Günün Muhasebesi
•Haziran 20, 2009 • 3 Yorumlar
Mü’min bir kul ruh ve hayat disiplinini korumak için çok mücadele etmesi gerektiğinin farkındadır. Günün muhasebesi bir anlamda Müslüman’ın eksileri ve artılarıdır. Orta Asya’nın en eski yerleşim bölgelerinden Buhara’daki, Bal-ı Havuz Camii’nin giriş kapısında asılı bulunan levhada yer alan sorular müminlerin günlük muhasebeleri için oldukça önem arz etmektedir. İşte o sorulara bakarak muhasebemizi yapalım. Eksilerimiz mi artılarımız mı fazla?
1- Bu gece derin uykundan uyanıp Allah’ı zikrettin mi?
2- Bugün sabah namazını camide cemaatle kıldın mı??
3- Bugünkü sabah evradını okudun mu?
4- Gününe, helalinden rızıklandırması için Allah’a niyazda bulunarak başladın mı?
5- Bugün, cennetle şereflenebilmek için duada bulundun mu?
Kim ki günde üç kez kendisini cennetine koyması için Allah’a yalvarırsa, cennet de “Allah’ım o kulunu cennetine koy” diye niyazda bulunur.
6- Cehennem ateşinden korunmak için Allah’a yalvardın mı?
Kim ki üç kez cehennemden korunmak için Allah’a yalvarırsa cehennemde “o kulunu cehenneminden koru” diye Allah’a niyazda bulunur.
7- Beş vakit namazını camide cemaatle ve vaktinde kıldın mı?
8- Sünnet ve nafile namazlarını eda ettin mi?
9- Her ezandan ve namazdan sonra okunması gereken evradı okumayı alışkanlık haline getirdin mi?
10- Namazlarını huşu içerisinde ve okuduklarını tefekkür ederek eda ettin mi?
11- Yediğin, içtiğin, giydiğin velhasıl tüm kazancının helalliği konusunda Allah’a sığındın mı?
12- Görme, işitme gibi Allah’ın sana bahşettiği diğer tüm nimetler için O’na hamd ettin mi?
13- İslam nimeti için Allah’a hamd ettin mi?
14- Duaların kabul edildiği vakitleri ganimet bilip Allah’a niyazda bulundun mu?
15- Bugün Allah’ın kitabından hiç okudun mu, ondan ayetler ezberledin mi, yeni bir şeyler öğrenip onunla amel ettin mi?
16- Bugün Allah Resulünün hadislerinden birini okudun mu, ezberleyip onunla amel ettin mi?
17- Bir ilim halkasına katılıp Allah’ın dinine ilişkin bilgi dağarcığını genişlettin mi?
18- Bugün gözünü, kulağını ve tüm azalarını Allah’ın haram kıldığı şeylerden korudun mu?
19- Bugün Peygamber Efendimize (SAV) selatü selam getirdin mi?
20- Bugün bir hasta ziyaret ettin mi?
21- Bir cenazeyi -yıkanmasından namazı ve defnine kadar- teşyi ettin mi?
22- Bugün emri bil maruf ve nehyi anıl münker’de bulundun mu? (iyiliği emredip kötülükten sakındırdın mı?)
23- Allah için nasihatte bulundun mu?
24- Ahdine vefa gösterdin mi, sözünde durdun mu?
25- Gizlide ve aşikarda her işinde samimi ve ihlaslı oldun mu?
26- Zenginlikte ve yoklukta tasarruf ettin mi?
27- Sana gelmeyene sen gittin mi?
28- Rıza ve kızgınlık halinde adaletli davrandın mı?
29- Sana zulmedeni affedip, seni mahrum bırakana verdin mi?
30- Bugün konuşman zikir, susman tefekkür müydü?
31- Bugün şahit olduklarına ibret nazarıyla baktın mı..?












