Muhabbetullah



Allah Azze ve Celle, Hz. Muhammed’i (S.A.V.) en olgun sevgi ve en olgun bilgi ile gönderdi. Böylece Allah Azze ve Celle, kendi sevgisi ve Rasul’ünün (S.A.V.) sevgisiyle, içinde “şirk” olan sevgiyi birbirinden ayırdı.

“İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah’tan başka O’nda denk (ilahlar edinirler), onları Allah’ı sever gibi severler. Allah’a iman edenler ise Allah’ı daha çok severler…” (Bakara/165)

Bunun için imanî sevgi, imanî lezzetin ve dinî vecd’in aslı olmuştur. Buharî ve Müslim’de, Enes’ten (ra) gelen bir hadis-i şerifte Allah’ın Rasulü (S.A.V.) :

“Üç haslet kimde bulunursa, kalbinde imanın lezzetini (tatlılığını) bulur: Allah ve Rasulü kendisine daha sevgili olan kimse, bir kişiyi ancak Allah için seven kimse, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre düşmekten, ateşe düşmekten irkildiği gibi nefret eden kimse.” buyuruyor. (Buharî, Sahih; Müslim, Sahih; et-Tirmizî, es-Sünen; Beyhakî, el-Adab; Nesaî, es-Sünen; Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Allah’ın Rasulü (S.A.V.) imanın tadını almayı; Allah’ın sevgisi ve kendisinin sevgisine bağladı. Allah’ın Rasulü’nü (S.A.V.) sevmek, Allah’ı sevmektir.

Müslim’de İbn Abbas’tan(ra) gelen rivayette Allah’ın Rasulü(sas) şöyle buyurur:

“Kim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan ve Rasul olarak Muhammed’den (S.A.V.) razı olmuşsa, imanın tadını almıştır.” (Müslim, Sahih; Tirmizî, es-Sünen)

Böylece Allah’ın Rasulü (S.A.V.) imanın tadını almayı, Allah’ı ve Rasulünü (S.A.V.) sevmeye bağladı. Tıpkı vecd’i sevgiye bağlı kıldığı gibi… Allah’ın Rasulü (S.A.V.) bunu, zahirî amellerin aslı ve batınî amellerin meyvesi olan “zevk” ile “vecd”in Allah ve Rasulünün (S.A.V.) emrettikleriyle, başkalarının emrettiklerinin arasında bir fark koymak için yapmıştır.

Sehl b. Abdillah et-Tusterî’nin(rh.a) dediği gibi:

“Kitap ve Sünnet’in (doğruluğuna) şahidlik etmediği her ‘vecd’ batıldır.”

Bunun için, Allah Azze ve Celle kendisini seven kullarına şöyle seslenir:

“De ki; eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok acıyıcıdır.” (Âl-i İmran/31)

Hasan el-Basrî(rh.a) diyor ki:

“Allah’ın Rasulü (S.A.V.) zamanında insanların bazıları Allah’ı sevdiklerini söyleyince, Allah Azze ve Celle de bu ayeti indirdi…”

Böylece Allah (c.c.), sevgisini Rasulü’nün (S.A.V.) sevgisine, kendisinin de kullarına olan sevgisini Rasulü’nün (S.A.V.) Sünnet’ine uyma şartına bağladı.

Allah (c.c.), kendisini seven kullarına tanımlarken:

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse Allah (onun yerine) kendilerini sevdiği, onların da kendisini sevdiği, Mü’minlere karşı çok yumuşak, kafirlere karşı da gayet izzetli ve sert bir toplum getirir ki, onlar Allah yolunda savaşırlar, hiçbir KINAYICININ KINAMASINDAN KORKMAZLAR! Bu, Allah’ın bir lütfudur; dilediği kimseye verir. Allah(lütfu) geniş olandır; (herşeyi) bilendir.” buyurur… (Maide/54)

Allah (c.c.), bununla kendisini seven ve kendi katında da sevgiye layık olan kullarını “izzet” ve “cemal” sıfatlarını, övdüğü Rasulü’nün (S.A.V.) sıfatlarıyla birleştirmektir. Daha önceki ümmetlerde bu iki sıfat ayrı ayrı değerlendiriliyordu. Bu sıfat, Allah’ın düşmanlarına karşı “tavizsiz” ve “izzetli”, Allah’ın ve Rasulü’nün(S.A.V.) dostlarına karşı “şefkat” ve “rahmet”le muamelede bulunmadır.

~ tarafından islamcokguzel Nisan 6, 2008.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: