Namazda 10 Güzellik

 Namazda 10güzellik
 

Ebû Hureyre (r.a)’ın bildirdiğine göre;Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
Namaz dini direğidir.Namazda on güzellik vardır.Bu on güzellik şunlardır:
1-Yüzü güzelleştirir.
2-Kalbi nurlandırır.
3-Bedeni dinlendirir.
4-Kabirde arkadaştır.
5-Rahmetin inmesine sebeptir.
6-Gök kapılarının anahtarıdır.
7-Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır.
8-Rabbi hoşnut ve memnun eder.
9-Cennete giriş için ödenecek ücrettir.
10-Cehennem ateşine karşı koruyucudur.

BAKARA (110)
Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz.
Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.

~ tarafından islamcokguzel Nisan 30, 2007.

6 Yanıt to “Namazda 10 Güzellik”

  1. Namazı dosdoğru kılın tam anlamıyla ne demek ?

  2. Selamun Aleyküm,
    Namazı Dosdoğru Kılın Emrinin nasıl Uygulanacağı hususunda maddeler halinde aşağıya aktarıyorum. Umarım istifade edersin kardeşim, Selam ve Duâ ile kalın..

    Namazı Hissederek Dosdoğru Kılmak için:

    1. Herşeyden önce namazı ciddiye almak gerekiyor.
    2. Namazın hayatımızda yapacağı derin etkinin bilincinde olmalı ve bu etkiyi elde etmek bizim namaz kılarken motivasyonumuzu oluşturmalı.
    3. Namaza başlamadan önce ruhi bir ön hazırlık yapmak gerekiyor. Namaza birden başlamak konsantrasyonu yakalamak için bir engeldir. Yani seccademizi serdiğimizde o an Rabbimizin huzuruna çıkmak için hareket ettiğimizi aklımıza getirmeliyiz.
    4. Kılacağımız namazın belki son namazımız olabileceğini düşünmeliyiz.
    5. Namaza durduğumuz vakit kimin manevi huzuruna girdiğimizi idrak etmeliyiz. Huzurunda durduğumuz varlığın yüce şanını ve azametini düşünmeliyiz..
    6. Böyle bir varlığın huzuruna çıkabilmenin ne kadar mutluluk verici bir olay olduğunu hatırlamalıyız ve hissetmeliyiz.
    7. Okuduğumuz ayet ve duaların anlamlarını ezberlemeli ve onları düşünmeliyiz. Ayet ve dualardaki anlamlar bizim namaz esnasındaki düşüncelerimizi/aklımızın faaliyetini yönlendirmeli.
    8. Dünyevi duygu ve düşüncelere geçit vermemeye hassasiyet ve titizlik göstermeliyiz. Zihnin başka şeylere takılması oranını her namazımızda daha bir aşağıya indirmeliyiz. Namazın büyük oranı % 80, giderek %90, % 95, % 99 konsantrosyonlu geçmeli. İdeal olanı hedeflemek namazı ne kadar ciddiye aldığımızın göstergesi olacaktır. Bu konuda, Rabbimize yaklaşma, Onun hoşnutluğunu elde etmek için konsantrosyonu yakalama konusunda hırslı olmalıyız.
    9. Namazdaki bedensel hareketlerin anlamını bilmeliyiz. Kıyam, rüku, secde gibi hareketlerin başlı başına sembolik anlamları vardır, bu hareketleri yaparken salt bu anlamları düşünürek o hareketleri gerçekleştirmenin bizim namazımıza katacağı birçok ulvi duygu ve düşünceler vardır. Buna paralel olarak okunan dua, ayet ve tesbihlerin anlamları idrak edilerek okunduğunda elde edeceğimiz manevi hazzı düşünün. Araya şeytanın vesvesesinin karışması için bir boşluk bırakılmamış olacak. Aksi takdirde rükua varırken bu rükunun anlamını o an düşünmezseniz aklınızın (o an) başka şeylere dalması kaçınılmaz olabilir. Bu anlık dalgınlık rükuda iken okuduğunuz tesbihatın anlamını düşünmekten sizi mahrum edebilir. Bu ikinci dalgınlık ve gaflet üçüncüsüne yol açabilir ve ila ahir. Namaz kesintisiz bir zikir eylemidir. Saniyelerinizi Allahı zikretmekle geçirmezseniz şeytan namazınıza müdahele eder. Bu olay ciddi bir konsantrasyonu ve bunu başarma konusunda yüksek bir iradeyi gerektirir.
    10. Bir insanın Allahla olan ilişkisinin ne kadar güçlü olduğunun en önemli göstergelerinden birisidir namaz. Eğer namazınızdan memnun değilseniz Allahla sağlam bir rabıta(irtibat) kuramamışsınız demektir. Bu durum ise eğer müminlerden isek bizi kaygılandırmalı, bizi endişeye düşürmeli. Bu endişeyi duymak ise namazı dosdoğru kılma konusunda bizi yeniden motive eder ve gayrete getirir.
    11. Sabah namazları bu bağlamda en çok önemsenmesi gereken namazlardır. Eğer her iki üç günde(veya her iki üç haftada) bir sabah namazlarını kaçırıyorsak namaz denen olgu bizim kalbimize daha henüz sinmemiştir. Allah için uykusunu bölüp kalkamayan insanların Onunla sağlam bir sevgi ilişkisi kurdukları iddia edilemez.
    12. Namazı dosdoğru kılmak bir süreçtir. Bugünden yarına mutmain edici bir seviye yakalamak mümkün olmayabilir. Ancak bu konuya özen gösterirsek, her kıldığımız vakit namazından sonra bir muhasebe yapıp bir dahaki vakit namazında bir öncekisinde yaptığımız gafletleri, hataları tekrarlamamaya karar verebilirsek, ve ikinci vakit namaza durmadan önce de bu aldığımız kararı yeniden hatırlayıp namaza durabilirsek bu konuda kalbimizdeki samimiyetin derinliğine göre mesafe alırız.
    13. Bizi namaz konusunda gerileten unsurlardan bir tanesi namazı bir alışkanlık ve mekanik bir olgu haline dönüştürmemizdir. Namaz kendi özünü ve canlılığını alışkanlık olduğu zaman kaybeder. Her kılınan namazı apayrı bir OLAY gibi algılayabilirsek ve gerçekten bu ruh haliyle namaza durursak alışkanlık, monotonluk ve mekaniklikten kurtulmuş oluruz.
    14. Namazda ağlamak manevi duyguların iç dünyamızdaki tıkanıklıkları aşıp dışarıya yol bulduğunun bir göstergesidir ve bu haliyle manevi gelişim konusunda bir kilometre taşıdır.
    -Onlara ayetlerimiz okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.- ayetini hatırlayalım. Allah için en son ne zaman ağladık ? Namaz ağlamanın en uygun ve münbit zeminidir. Ağlamak için birçok sebep var: Allahın şanının ve büyüklüğünün azametini tefekkür ederek ağlamalıyız, günahlarımızı hatırımıza getirip bunların verdiği utanç duygusundan dolayı ağlamalıyız, müslüman olmanın, Ona hak yolda ibadet edebilmenin sevinciyle ağlamalız….
    15. Namaz kılarken Rabbimizim bizim o anki haleti ruhiyemizi gördüğünü, bizi gözlemlediğini, gaflet içinde kılıp kılmadığımıza baktığını hatırlayın. İster misiniz ki Yüce Allah sizi bu halle kendi huzurunda görsün. Onun huzurundayken aklımızı başka şeylerle meşgul etmek suretiyle Ona karşı ne kadar çok ayıp ettiğimizi hiç düşündünüz mü ? Biz gerçekten O’na borçluyuz, namazı dosdoğru kılma konusunda bizim bir gönül borcumuz var. Ona karşı halis duygular içinde namazımızı eda edemiyorsak vay halimize.
    16. Namazı hissederek kılma konusunda her birimizim yapabileceği ve yaptığı birçok güzel tecrübeler vardır. Namazlarımızı muhasebe ederken işin bu metodik boyutuyla ilgili de sürekli yeni dersler ve metodlar çıkarmaya çalışalım, namazı daha doğru nasıl kılabilirim sorusuna sürekli yeni cevaplar üretebilmeliyiz. Herkesin bu konuda mutlaka değerli tavsiyeleri vardır. Bunları paylaşırsak hepimiz biribirimizden faydalanmış ve Allaha daha fazla yaklaşma konusunda ilerlemiş oluruz.
    17. Ne kadar yavaş kılarsak o kadar huşu içinde kılmak mümkün olur.
    İnsanın nefsi namazdan hoşlanmaz. Fakat ruhu tadına varınca mest olur.
    Nefis engelini aşmanın yolu namazı süratli kılmamaktır. Nefis bizi önce namazı hızlı kılmaya sevkediyor hemen başlar başlamaz. Bu ilk hamlesini durdurabilirsek onun şevkini kırmış oluruz. Gerisi daha kolay olur. Bir deneyin…
    18. Kişinin namaz konusunda kendisini elestirmesi ve rahatsız olması samimiyetine isarettir.
    Nice insan var kalbinde hiç rahatsizlik duymuyor bu konuyla ilgili. Kalbdeki pişmanlik kişinin imanına delalet eder. Dolayısıyla burada bina edilebilecek bir zemin var demektir.
    Bu zemin üzerine birşey bina etmek icin ise bazı metodları da bilmek gerekir.
    Mesela üzerine bina edeceğiniz zeminin bu ağırlığı kaldırabilecek kadar güçlü olmasi gerekir.
    Tıpkı bunun gibi İman da öncelikle güçlendirilmeli eğer namaz gibi disiplinli ve sürekli bir eylemi üzerine bina etmek istiyorsan. Kuran imanın artabileceğinden bahsediyor.
    Kuran’da Allah “Indirdigimiz ayetler onlarin imanlarını artırır” buyuruyor. O halde yapılacak ilk iş:
    “Kurani anlayarak sürekli okumak”. Anlaşılmayan bir Kuran insanın imanını nasıl artırsın ?
    Kuranla hemhal olmak bir nevi Allah’ın emirlerini yerine getirmek icin bir enerji kaynağıdır.
    19. Namazdan zevk alabilmek, namazda sürekliligi beraberinde getirir. Bunun için
    20. Kılınan namaz bir yük olarak algılanmamalı.
    21. Namazda okuduğumuz ayet ve duaların manaları ezberlenmeli ve okunurken anlamı üzerinde düsünülmeli.
    22. Namaz esnasında gerçekten kimin huzurunda el bağladığımızı düşünmeliyiz. Kainatı yaratan Allah’ın huzurunda bulunmaktan daha güzel bir duygunun olmayacağını sürekli hatıra getirmek gerekir.
    23. Akla gelen dünyevi düşüncelere karşı uyanık olup bunları def etmenin mücadelesini vermeliyiz. En büyük engeller de zaten bu tür aklın başka yerlere gezintiye çıkmasıdır. Bunu gemleyebilmeliyiz. Konsantrasyonumuzu namaza toplamalıyız.
    24. Allah’ın büyüklüğünü, azametini ve diğer sıfatlarını aklımıza getirip Allah’ı sıfatlarını namazımızda düşünmeliyiz.
    25. Namazda istikrarlı olmak için hayatımızın diğer alanlarında da Allah’ın isteklerine göre yaşama konusunda bir kararımız olmalı. Yani hayatımızı İslam’ı yaşama arzusu kuşatmalı, aksi takdirde sadece bir-iki farzı yerine getirmek tad vermez, bunların etkisi geçici olur.
    26. Bakışımızı kendi kalb dünyamıza, iç alemimize yöneltmeliyiz. Allah’la içten bir ilişki kurup bu ilişkiyi güçlendirme hususunda derinleşmeliyiz. O zaman namaz da zevk vermeye başlar, hayatımızdaki gerçek yerini alir.
    27. Allah’a olan sevgimizi güçlendirecek konular üzerinde düşünmeliyiz. Mesela onun nimetlerini -kendi bedenimizdeki(kalp, göz, kulak, vs.) ve dış alemdekiler (yiyecekler, su, vs..)- sürekli hatırlamalıyız.
    28. Allah’ı çok seven bir kişi namazından gafil olmaz ve namazı bırakmaz. Bu yüzden sevgimizi güçlendirirsek namazdaki azim de ister istemez güçlenecek.
    Sevgi ise sevilen varlık çokca anılırsa, düşünülürse güçlenir.
    O varlık niçin sevilmeli, sebepleri düşünüldüğünde sevgi de ister istemez güçleniyor:
    Onun bizi var etmiş olması, varlık olmak, ruh, bilinç, akıl sahibi bir benlik olmak bile Allaha ömür boyu sükran dolusu bir kalp taşımak icin yeterli.
    29. İbadetin maksadı ruh boyutu olduğu için, bu alanda ne kadar derinleşirsek o nisbette doğruda ilerlemiş oluruz. Yani maksadda derinleşmek aşırılık olamaz. Araçta ‘derinleşmek’ aşırılığa götürür. Mesela ‘Allah sevgisini’ ele alalım, Allah’a derin bir sevgi beslemenin eleştirilecek bir tarafı olabilir mi ?
    Tıpkı bunun gibi, namazda da aslolan ayetlerin belirttiği gibi ‘huşuyu’ yakalamaktır. Namazın amacı budur ‘Secde et ve Allah’a yaklaş’ (Alak, 19)
    30. İnsanlar kolaya kaçıp ibadetleri şekillere hapsetmişler. İbadetin ruhunu yakalamak zihnen ve kalben enerji sarfetmeyi ve mücadele etmeyi gerektirdiğinden bunu herkes göze almaz. Halbuki herşeyin bedeli vardır. Bedelsiz hiçbir kazanım olmaz.
    31. Peygamberimizin söylediği söylenen bir sözünde şöyle geçiyor:
    Namaz gözümün nurudur.
    Günlük hayatta birçok meşguliyet var. Namaz ibadetimiz bunların arasında eda edilmektedir. Bundan dolayı diğer işler gibi monoton, rutin ve ruhsuz bir hal alma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
    Namaz bu işlerin içinden sadece biri haline gelirse namazımız gerçek namaz olmaktan çıkar.
    Halbuki namaz günümüzün akışı içinde günde 5 kere heyecan verici, en önemli işimiz hüviyetine kavuşmalı. Bunu aynen bu şekilde namaza başlamadan önce düşünmeli ve hissetmeliyiz. Kendi kendimize telkin suretiyle: ‘Şimdi günümün en mühim işini icra etmek üzereyim.’ demeliyiz. Bu bilinçle kılmaya başlarsak devamı da büyük ihtimal bilinçli olur. Yani başı da ve sonu da iyi hazırlanmalı namazın.
    Kısacası, namaz gündelik işlerimizin arasında da ‘gözümüzün nuru’ olmalı.
    Namaz an’ında bedeni hareketlerimizin(rükuya gidiş, secdeye varış vs.) ne kadar normal akışa uyup uymadığını, yani hızlılaşıp hızlılaşmadığını gözlemlemeliyiz. Bunun amacı namaz baştan savma ve yuvarlamanın önüne anında geçmektir.
    Bunu çağrıştıran bir durum görürsek hemen eski haline döndermeliyiz. Normal akışa geri döndükten sonra daha önce çalan alarm’da oluşan artı bilinçle namazı devam sürdürmeliyiz.
    Böylece gözlemlemiş olduğumuz aksaklıkları hayra tebdil etmiş oluruz, daha bilinçli kılmak için bu hataları da vesile olarak kullanmış oluruz.
    Kısaca namaz anında
    ‘aksaklıklar + bunları gözlem + sonuç çıkarmak/daha duyarlı hale gelmek + sonuna kadar bu duyarlılıkla kılmaya devam’
    suretiyle namazı daha duyarlı kılma imkanımız doğar.
    32. Namazı monotonluktan kurtarmanın bir yolu da namaz vaktini düşünerek namaza başlamaktır. Elbette hangi vaktin namazını kıldığımızın farkındayız. Bunu kasdetmiyorum.

    Mesela sabah namazını ele alalım:

    ‘Sen, onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et. 20/130

    Şimdi namaza başlarken

    -ayetin bu emri aynen bu kalıbıyla aklımıza gelmeli ve

    -o an Rabbimizin buyruğunu yerine getirmek üzere kalktığımızı hatırlamalı ve

    -bunu tabiattaki durumla (güneşin doğmasından önce) irtibatlandırmalıyız

    Böylece yaptığımız eyleme ayrı bir canlılık katmış oluruz.

    Tabiattaki durumdan maksat yaptığımız bu işin boyutunu göstermesi açısından önemli. Güneş gibi muazzam bir yıldızın hareketine bağlı olarak siz Allah’a ibadet ediyorsunuz. Güneş de Allah’a secde etmektedir. Siz de onunla bir şekilde bağlantılı olarak aynı eylemi gerçekleştirmektesiniz. Burada kainatla bütünleşerek Yüce Allah’a yönelme hissi uyanmaktadır.

    Bu tarzı her namaz vaktinde böyle tekrarlamalıyız.

    Her vaktin kendine göre farklı bir hususiyeti de var. Bu da monotonluğa karşı bir özelliktir.

    Bu suretle yapılan namaz eylemine bizim daha bir önem atfetmemiz ve daha canlı ikame etmemiz sağlanabilir. İnşaallah.

    33. Namazı kılarken okuduğumuz ayet, dua ve tespihlerin her cümlesinden sonra kısa bir tefekkür süresi bırakılmalı.
    Böylece hem namazı hızlı kılma zaafından korunuruz hem de daha duyarlı ve bilinçli kılarız. Bu tefekkür süresinde ayet ve duaların manasını düşünmek gerekir.
    Burada önemli olan husus, her cümleye ayrı bir sürenin ayrılmasıdır. Yoksa bütün olarak manasını düşünerek kılmaya çalışsak bile bazı cümleleri yine de monotonluk ve gaflet içinde okuyup geçiyoruz. Ama bilinçli bir şekilde duraklarla okumak daha farklı olacaktır.

    Örnek verecek olursak:

    Subhane Rabbiyel Azim, dediğimiz zaman ‘Allah’ı her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederim’ cümlesi tefekkür edilmeli, burada vurgu ‘tefekkür’ kelimesi üzerindedir. Yoksa salt ‘anlamak’ yetmez. Tefekkür ‘derin düşünmek’ demektir.
    Bu cümleyi rüku’da 2. sefer tekrarladığımızda da aynı şekilde bir tefekkür süresi ayrılması gerekir. Ve ila ahir.

    Hatta Fatiha’dan sonra ‘Amin'(Allah’ım kabul et) kelimesine bile bir tefekkür süresi borçluyuz. Her tefekkürün ifade edilen manaya göre bir ruh hali oluşmalı kişinin içinde.
    ‘Amin’ örneğinde kalırsak, edilen Fatiha duasından sonra tüm kalbimizle (Allah’ın kabul et) diyebilmeli ve onun duaları kabul eden olduğunu hatırlayarak ümitle dolmalıyız…

    Namazda en çok tekrarlanan tesbih ifadesi ‘Allah’u Ekber’dir. En çok tekrarlanan olmasından dolayı en çok gaflete geldiğimiz bir ifade olabilir.
    Bu yüzden her ‘Allah’u Ekber’ nidasından sonra bir tefekkür süresi mutlaka bırakılmalı.

    34. Namaz ömür boyu eda edilecek hepimizin önemini idrak ettiğimiz önemli bir farizadır.
    Bu nedenle konuya uzun vadeli, bütün bir ömrümüzü gözönünde bulundurarak yaklaşmalıyız.
    Yani namaz konusundaki gelişimimizi kısa vadeli gözlemlemek ve muhasebe etmek değil, bütün ömrümüzü gözönünde bulundurarak kendimize bazı hedefler koymalıyız.
    Bu cümleden olarak:

    Ömrümüzden geçen her yıl namaz konusunda ayrı bir derinlik edinmeyi kendimize hedef olarak koymalıyız.

    Kendimize şu soruları soralım:

    Kaç seneden beri namaz kılıyoruz ?

    Bunca seneler namaz hususunda ne kadar derinleşebildik ?

    Eğer vereceğimiz cevap menfi ise, aklımızı başımıza toplayıp senelik hedefler

    belirlemeliyiz.

    Bunu da Rabbimize karşı duyduğumuz haya duygusundan dolayı yapmalıyız.

    35. Namazda hızlı ve acele kılmayı önlemenin yolu:
    Hepimiz bu zaafa yakalanabiliriz. Ancak aceleye getirdiğimizi farkettiğimiz zaman namazın daha önemli olduğunu hemen aklımıza getirelim.
    Hatta delilleriyle birlikte aklımıza getirelim. Neden namaz o an’ için daha önemli ?
    Ondan sonra insan tekrar sükunete kavuşuyor.

    36. Rüku ve secdede ne düşünmeli ?:
    Namazın en önemli rükunları olan rüku ve secdeyi hakkıyla değerlendirmek gerekir.
    Her ikisinde de Allah’ı tesbih ettiğimizi unutmamalıyız.
    Tesbih Allah’ın kudretini, şanını yüceltmek demektir.
    Rüku ve secde an’ında Allah’ın gücünü, yüceliğini, azametini, sonsuz ilmi ve merhametini tefekkür etmeliyiz.
    Zira söylediğimiz tesbih cümleleri: Sübhane Rabbiyel azim/a’la ‘Allah’ı her türlü noksanlık ifade eden özelliklerden tenzih etmek demektir.’
    Yani rüku ve secdeye gittiğimiz zaman, Allah’ı, biz bu şekilde düşünmeliyiz.
    Ancak bu şekilde hakkıyla tesbih etmiş oluruz.
    37. Namazda Başlangıcın Önemi:
    Hep namazda gafletimizi şikayet ederiz.
    Buna karşı aşağıdaki tavsiyeleri uygulamak insana çok şey kazandıracaktır.
    Namaza Euzu-Besmele ile başlamanın önemine kısaca parmak basmak istiyorum:

    Euzu billahi mineşşeytanir racim = Kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım

    diyerek namaza başlamak okuyacağımız ayetleri bilinçli okumanın hazırlığını yapmak demektir.

    Euzu-Besmele gaflete karşı bir kalkandır.

    Kişi, kendisini namaz içinde meşgul edebilecek olan kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmak suretiyle,

    a) Allah’ın yardımını taleb etmiş oluyor,

    cool.gif Bu düşmana karşı teyakkuza geçiyor, onun oyun bozucu fonksiyonunu hatırlamak suretiyle.

    Bismillahir Rahmanir Rahim = Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla/adına

    demek suretiyle, kul yapacağı eylemin halisane olduğunu vurguluyor, bu hususta riyaya vb. gayri meşru niyetlere kapılmayacağına azmetmiş oluyor.

    Artı, Allah’ın rahman ve rahim sıfatlarını anmak suretiyle O’nun merhametine kendisini teslim ederek namazı derin bir saygı ve sevgi ile kılmaya kendini hazırlamış oluyor.

    Namaza (veya herhangi bir başka eyleme) başlangıç iyi/başarılı olursa, kişinin iradesine bağlı olarak devamının da iyi olması daha çok muhtemeldir ve daha kolaydır.

    Başlangıç kötü olursa, daha Fatiha’nın ilk okuduğumuz ayetlerinde aklımız başka yerlere kayarsa, bunun farkında olacağımızdan motivasyonumuz da kırılarak devamında da aynı gaflet halini yaşamak mukadder olabilir.

    Bu yüzden başından sonuna zihni ve kalbi bir disiplinle namazlarımızı ikame etmeliyiz.

    Göreceksiniz, çook çook şeyler kazanacaksınız.

    Rabbinize yaklaşmanın size vereceği manevi huzur ve lezzet sizi bu yolda daha da kamçılayacaktır. O halde önümüzdeki ilk vakit namazında bu tavsiyeleri uygulayalım ….

    38. Namazı tekrar etmek:

    Eğer kılınan namazdan tamamen tatminsiz ayrılıyorsak yeniden kılmak lazım. Eğer tekrar aynı durum yaşanırsa, biraz teneffüs edip yeniden kılmak lazım.
    Namaz şaka değil, ciddi bir meseledir. İlk mücadele hep zor olur.
    Buradaki vurguyu kalın puntoyla ifade ettim, yoksa tamamen eksiksiz kılana kadar yeniden kılalım demiyoruz.
    ‘Ruhi tatmin’ bu konuda bir ölçüdür.
    39. Namaz öncesi dua:
    Namaza başlamadan (iftitah tekbiri getirmeden ) önce namazı dosdoğru kılma konusunda kısa bir dua etmek:
    ‘Allah’ım, namazımı dosdoğru kılmamı nasip eyle’ vb. şekilde.
    Ondan sonra tekbir getirip namaza başlamak kişiyi namazda bir nebze dahi olsa daha dikkatli kılabilir.
    Bir deneyin…
    40. Kısa kısa tavsiyeler:İç duygularımızı dinlemek. İnsan aklı kılınan namazın doğru veya yanlış olduğunu bilir.
    Namazı vaktinde kılmak.
    Ayetleri biraz sesli okumak.
    Namaz için özel hazırlık vakti ayırmak. (Misal olarak her namaz için 05-10 dak.)
    Okunan ayetlerin anlamını ezberlemek ve okuma esnasında kendini ona vermek.
    Namazda okumak için yeni Kur’an ayetleri ezberlemek (arapça + meal olarak)
    Namazlarda sürekli olmak.
    Namazı yavaş kılmak. Ayetleri düşünme zamanı ayırmak.
    Namazları cemaat ile kılmak.
    Namazdan sonra davranışları kontrol etmek. Davranışlarımızda iyiye doğru bir değişim var mı, yok mu diye.
    Namazdan sonra birdahaki namaza kadar gündemi belirlemek. Namazdan sonraki motivasyonu (enerjiyi) bir işe kanalize etmek.
    Namaz vakitlerine göre özel vakitlerimizi / günümüzü tayin etmek.

  3. Mesnevide Mevlana hazretleri namaz kılan mü’mini şöyle izah etmiştir.

    >

    ALLAHU EKBER diyerek miracının kapısını açan mü’min manevi yolculuğa başlar. Manevi sarhoşluk içinde vücudu kıyamda bir sütun gibi durmaktadır. Kıyam halindeki mü’mün kainattaki bütün dağların, tepelerin kıyam sevabını işler. Ruh taşımayan varlıkların ALLAH(cc)’ı zikretmeleri kıyam halindedir. Mü’min elini göbeğinin altına bağlamış olduğu halde Rabbiyle mülakâmet eder. Kurandan ayetler okur. Mevla’sına midesine haram lokma girmemesi için dua eder ve sohbet başlamıştır. Sürelerin anası olan Fatiha süresini okur. Her bir ayeti okurken derin bir tefekküre dalar. Ya Rabbi yalnız sana kulluk eder, senden yardım isteriz derken kendinden geçer. Bu durduğu ayetin ağırlığını dağlar bile çekemez. Bu ayet ona aciz bir kul olduğunu hatırlatır. Bu süre öyle derin manalara sahip ki tefsiri ile alakalı hükümler ortaya konulsa 70 deve bu yükü çekemez. Okuduğu süre öyle bir süredir ki Alemlerin Rabbi’nin ancak ALLAH(cc)’ı olduğunu tasdik eder ve kalbindeki yüzlerce putu kırar. Mevlana Hazretlerinin tabiriyle onun ruhu İbrahim’i ruh olmuştur. Nefsinin tüm putlarını kırmaya başlar. O, öyle bir süreçtir ki derin bir tefekkürle okuyan kimse ne nükleer güçlerden ne de süper güçlerden korkmaz. Mü’min namazda Fatihayı her rekatta tekrar okur çünkü bu derin manalar onu olgunlaştıracak ve onu melekleştirecektir. Mü’min kendisinin hidayete tabi olanlarla birlikte, manevi nimetlerle mücehhez olan peygamberler, sıddıklar, şehitler ve velilerle birlikte olmak için dua eder. Yahudileri, Hıristiyanları, Putperestleri, tağutları kendisinden uzak eylemesi için can-ı gönülden dua eder ve Mevla’sına yalvarır.

    Mü’min kıyamını Fatiha süresi ile kapatmaz. Çünkü manevi bu tadı hiçbir şeyde bulamayacağını bilir. Kıyamını uzatır, onun emirlerine mutlak teslimiyetini ifade etmek için bir süre daha okur. Mevla’sıyla sohbet eder tarifi mümkün olmayan manevi bir zevke gark olur. İlahi tecellilere mazhar olur ve içi dışı nurla dolar. Bu ilahi tecellilere daha fazla dayanamaz. Kıyam esnasında Mevla’sından öyle hitaplar işitir ki, mahcubiyetle iki kat olup rükûya varır. Onu rükûda tesbih ve takdis eder. ALLAH’(cc)’ın zatından başka hiçbir gücün önünde eğilmediğini, ALLAH’(cc)’ dan başka hiçbir otorite tanımadığını bu ameliyle teyid eder. Aynı zamanda kendisi için rükû ya vardığı Rabbine bu haliyle şükretmektedir. Dört ayaklı rüku eder haldeki tüm mahlukatın sevabına nail olur. Çünkü onlar gibi rüku halinde Rabbini zikretmektedir. Bu halinden Mevla o kadar memnun olur ki, onun hamdini işitir. Mü’min Mevla’sından,’ başını kaldır ey kulum ben senden razı oldum hitabını işitir’. Rükudan başını kaldırır >

    Mü’min secdede bir kez daha aciz bir kul olduğunu hatırlar. Şerefli alnını toprağa koyarak bir kez daha kalbindeki putları kırar, onlardan hiçbir eser bırakmaz. Şerefli başını hiçbir güç karşısında eğmeyeceğinin sözünü verir. Alnına mü’min olduğunun damgası vurulur. Mevla’mızın feth süresi 19. ayetindeki müjdesine mazhar olur. Mevla’mız bu ayette mü’minlerin alnında secde izinden nişanları olduğunu haber vermiştir.

    Mevla’sına yakın olduğu bu secde anında mü’min Rabbini tesbih eder. > Subhane Rabbiyel Alâ der. Mü’min Ervah-ı Ezelde ruhu ile secdeye varmıştı. Gayb aleminde verdiği sözü şimdi Şuhut aleminde ispatlamıştır.

    Mü’minin miracının kalan kısmını şimdide Mesneviden dinleyelim. Mevlana Hazretleri mü’minin secdede iken halini şöyle anlatmaktadır: >

    Secde hali, lafızlarla izah edilemez. Cümleler onu izahtan acizdir. Secde hali kişinin manevi haliyle irtibatlıdır. Bu hal yaşanmadan tarif edilemez. Manevi bir ağırlığın altında ayağa kalkacak dermanı kalmayan mü’min iki dizi üzerinde kemali edeple oturur haldeyken, Mevla’sıyla mülâkamet eder. Rasülullah’(s.a.v)de orada hatırlar ona salatü selam eder. Artık miracının sonuna gelmiştir. Son anını ganimet bilip Mevla’sından bazı isteklerde bulunur. Dünya ve ahiret işlerinde kendisinin Rabbimize çok muhtaç olduğunu bilir. Her iki dünyasının iyiliklerle, güzelliklerle dolmasını Mevla’sından ister. Burada, Anne ve Babasını, mü’min kardeşlerini unutmaz onları da hatırlar ve onlar içinde Rabbinden mağfiret talep eder.

    O yüce makamdan, Mevla’sından ayrılmak istemese de artık ayrılık vakti gelmiştir. Mevla’sından kemâli edeple hal diliyle izin ister. O, ayrılık anı çok zor bir andır. Bunun tarifi mümkün değildir. Bu ayrılış o kadar zordur ki, bir annenin evladını kaybettiği acıdan daha zordur. Bu hali yaşayanlar bilir. Yine Mevlana (ks) hazretlerinden bu ayrılık anını dinleyelim: >

  4. ben namaz kılmak istiyorum ama anlamlarını bilmiyorum suhane rabbiyelazim allhü ekber gibi bunun anlamları nedir

  5. Selamun Aleyküm;

    Namazda okunan tesbihler

    Sübhanalah : Allah noksanlardan uzaktır, kemal sıfatlarla muttasıf (sıfatlanmış) tır.

    Elhamdülillah : Hamd Allah’adır

    Allahuekber : Allah en büyüktür.

    Semi’allahu limen hamideh : Allah kendine hamd edeni işitir

    Rabbena lekelhamd : Rabbimiz, hamd Sanadır.

    Sübhanerabbiyelazim : Büyük olan Rabbim her türlü kusurdan uzaktır.

    Sübhanerabbbiyel a’la : Yüce olan Rabbim her türlü kusurdan uzaktır.

    Namazda okunan dualar

    Sübhaneke

    Sübhaanekellahümme Ve bihamdik Ve tebâara kesmük Ve teaalâaa ceddük (Ve celle senâaük * ) Ve lâailahe gayrük)

    Allah’ım seni tenzih ve hamdinle tesbihederim. Senin şanın yücedir, ve senden gayri hjiçbir ilâh yoktur.

    Namazlarda ayakta iken okunur.

    Okunduğu yerler:Her namazın ilk rek’atinde, iftitâh tekbîrinden sonra. İkindi namazının sünnetinde, üçüncü rek’ate kalkınca Fâtiha’dan önce. Yatsı namazının ilk sünnetinde, üçüncü rek’ate kalkınca, Fâtiha’dan önce. Terâvih namazı dört rek’atte bir selâm verilerek kılınıyorsa, üçüncü rek’ate kalkıldığı zaman, Fâtiha’dan önce. Cenâze namazında, birinci tekbîrden sonra.

    * Ve celle senâaük yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.

    Ettehiyyatü

    Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühüü esselâamü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıyn Eşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh.

    Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah’a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah’ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah’ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve yakinen bilirim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allah’ın kulu ve Resûlüdür.
    Okunduğu yerler: Namazların her oturuşunda okunur.

    Allahumme Salli

    Allahümme salli alâa Muhammediv ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd

    Allah’ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim’e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle

    Allahumme Barik

    Allahümme barik alâa Muhammedi ve alâa âali Muhammedin kemâa barekte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd

    Allah’ım Hz.Muhammed ve âline, Hz.İbrahim’e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.

    Okundukları yerler: Bütün namazların son oturuşlarında Ettehıyyâtü’den sonra. İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünnetinin birinci oturuşunda Ettehıyyâtü’den sonra. Cenâze namazında ikinci tekbîrden sonra.

    Rabbenâa Âatina

    Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar

    Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.

    Rabbenâağfirlii

    Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü’miniyne yevme yekuumül hisâab

    Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et.

    Okundukları yerler: Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme Bârik’ten sonra,

    Kunut Duaları

    Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü’minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü neşkürukeve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.

    Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile öğeriz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkâr etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkâr eden ve sana karşı geleni bırakırız.

    Allahümme iyyâke na’büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes’â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.

    Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kâfirlere ve inançsızlara ulaşır.

    Okundukları yerler: Vitir namazının üçüncü rek’atinde Fâtiha ve sûre okunduktan sonra eller yukarı kaldırılıp tekbîr alınır ve eller tekrar bağlanınca Kunut dûaları okunur.

    Ayetel Kürsi

    Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm. Lâ te’huzühû sinetün ve lâ nevm. Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd. Menzellezî yeşfeu indehû illâ biiznihi. ya’lemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne bişey’in min ilmihî illâ bimâ şâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd. Velâ yeûdühü hıfzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm.

    Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur. Kendisine ne uyku gelirne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. (O’na hiçbir şey gizlikalmaz.) O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.

    Okunduğu yerler: Namaz içinde sure şelinde okunduğu gibi, namazda tesbihden önce de okunur

    Namazda okunanlara verilen sevaplar:

    Allah’ın emirlerine ve rızasına uygun olma koşulu ile ve Allah rızası için yapılan her ibâdetin bir sevabı vardır.

    Ancak sevapların başında Yüce Allah’ın kesin emirleri olan farzlar gelir. Farzların başında da beş vakit namaz gelir.

    Her gün beş defa tekrarlanan ve sürekli bir ibâdet olan namaz, Allah’ı hatırlatır ve kişiyi Allah’ın huzuruna taşır.

    Yüce Allah buyuruyor; “Ancak Allah benim. Benden başka ilâh yoktur. Yalnız bana ibâdet et ve beni hatırlaman için namaz kıl!” Tâ hâ-14

    Dînin direği olan namaz, insanlara, Allah’ı hatırlatır. Allah’ın emirlerini, yasaklarını hatırlatır ve insanları haramlardan korur.

    Beş vakit namazı, vaktinde, düzenli bir şekilde, dosdoğru ve güzelce kılanların, günlük yaşamlarının büyük bir çoğunluğu ibâdetle geçer.

    Sevgili Peygamberimiz; “Ameller (işler) niyetlere bağlıdır ve her kişi için, niyetinin karşılığı vardır.” buyurmuştur. Sabah namazına kalkma niyeti ile yatan ve çalar saati ayarlama gibi gerekli önlemleri alanların, namazla ilgili sevapları başlamıştır.

    Tatlı uykularından ve sıcak yataklarından Allah rızası için ve namaz kılma niyeti ile kalkanlar, tuvalet dahil namazın ön hazırlıklarına başlarken attıkları adımlarının ve hareketlerinin ayrı ayrı sevapları yazılır.

    Abdest almaya başladıkları an, yıkadıkları organlarından damlayan su damlacıkları ile birlikte, küçük günahları dökülmeye başlar.

    Sevgili Peygamberimiz buyuruyor; “Bir müslüman kul (kişi), abdest almaya başlayınca, ağzını yıkarken, ağzındaki günahları, burnunu yıkarken, burnundaki günahları, yüzünü yıkarken, göz kapaklarının altına kadar yüzündeki günahları, kollarını yıkarken, tırnak altlarına kadar kollarındaki günahları, başını mesh ederken, kulak altlarına kadar başındaki günahları ve ayaklarını yıkarken, tırnak altlarına kadar ayaklarındaki günahları dökülür.”

    Namazın anahtarı olan abdestle ilgili pek çok hadis-i şerifler ve sevindirici müjdeler var. Anahtarı bu derece değerli olan hazineyi düşünelim ve bu düşüncenin ışığı altında namazın sevaplarını düşünelim.

    Beş vakit namazı vaktinde ve düzenli bir şekilde kılan, Allah’ın inançlı, bilinçli ve ihlâslı kulları, her gün tam kırk rekât namaz kılmaktadırlar.

    Bu kırk rekât namazda, Kırk kıyam; Allah huzurunda ayakta dikilme,

    Kırk rükû; Allah huzurunda ayakta eğilme,

    Seksen secde; Allah huzurunda yerlere kapanma,

    Yirmi bir kâ’de; Allah huzurunda oturma.

    Namazın temel yapısını ve genel anatomisini oluşturan bu bedensel ibâdetler, namazın aslı ve rükûnlarıdır.

    Taberânî ve Hâkîm’in rivayet ettikleri hadiste, Peygamberimiz; “Allah, yarattığı varlıklarına tevhidden (îmandan) sonra, namazdan daha sevimli bir şeyi farz kılmamıştır. Eğer Allah katında namazdan daha sevimli bir şey olsa idi, melekleri öyle ibâdet yaparlardı. Meleklerden bazıları (sürekli) rükûda, bazıları (sürekli) secdede, bazıları (sürekli) kıyamda ve bazıları (sürekli) kâ’de (oturma) halindedirler.”

    Namaz, îmandan sonra bütün ibâdetlerin aslı ve kökeni olduğu gibi, kıyam, rükû, secde ve kâ’de de namazın aslı ve kökenidir.

    Kur’an, “Allah için kıyam edin, Allah için rükû ve secde edin.” emirlerini tekrarlamakta ve özellikle “secde et, yakın ol.” emri ile secdenin eşsiz bir ibâdet şekli olduğunu vurgulamaktadır.

    Eşyalar zıddı ile bilinir. Putlaştırılan taşların önünde saygı amacı ile dikilenler ve amaçları ne olursa olsun, putlaştırılan taşların önünde rükû ve secde edercesine eğilenler, en büyük günaha girmiş ve Allah’a şirk koşmuş oldukları gibi..

    Allah huzurunda olduğu inancı ve bilinci ile kıyam, rükû, secde ve kuûd yapanlar da en büyük sevabı kazanmış ve îmanın zirvesine ulaşmış olurlar.

    Tirmîzî’nin rivâyet ettiği hadiste, Peygamberimiz; “Kim ki, Allah’ın kitabından bir harf okursa, O’nun için bir hasene vardır. Bir haseneye on katı (sevap) verilir.”

    Âdet, nifas ve cünüp halinde olmama koşulu ile namazın dışında Kur’an’dan bir harf okuyana on sevap verilir.

    Namazda kıraât (Kur’an okuma) farzdır ve namazın bir rüknüdür. Bu nedenle namazda okunan Kur’an’ın sevabı kat kat arttırılır.

    İmam Beyhâkî’nin rivâyet ettiği hadiste, Peygamberimiz; “Kim ki (Âdet, nifas ve cünüplükten) temiz olduğu halde, Allah’ın kitabından bir harf dinlerse, on sevap yazılır, on günahı silinir ve derecesi on katı arttırılır.

    Kim ki Allah’ın kitabından (Kur’an’dan) bir harfi, namazı oturarak kılarken okursa, elli sevap yazılır, elli günahı silinir ve derecesi 50 kat arttırılır.

    Kim ki Allah’ın kitabından bir harfi ayakta namaz kılarken okursa, 100 sevap yazılır, 100 günahı silinir ve derecesi 100 kat arttırılır.”

    Bir günlük beş vakit (40 rekat) namazda, 40 Fatiha ile 33 zamm-ı sûre okunur.

    Hâzin Tefsirin’e göre bir Fatiha’da (Besmele dahil) 140 harf vardır. 40 Fatiha’nın toplam harf sayısı 5.600 eder.

    33 zamm-ı sûredeki toplam harf sayısı ise, kısa sûrelerin okunduğunu kabul edersek, 3.800 eder.

    Bir günlük beş vakit namazda, Fatiha ve zamm-ı sûre olarak okunan toplam harf sayısı 9.400 ve bir aylık beş vakit namazda okunan toplam harf sayısı tam 282.000 eder.

    Namazda okunan Kur’anın her harfine 100 sevap yazıldığına göre, bir aylık namazdaki yalnız Fatiha ve zamm-i sûrelerin toplam sevabı 28.200.000 eder.

    Allah’ın vereceği sevap bununla sınırlı değildir. Yüce Allah, dilediğine kat kat fazlasını da verir.

    Ayrıca her namazın sonunda tesbihata başlamadan önce bir Âyet-el Kürsî okunur.

    Bir Âyet-el Kürsî’de 170 harf ve 5 Âyet-el Kürsî’de 850 harf vardır.

    Bir ayda okunan Âyet-el Kürsî’nin toplam sayısı tam 25.500 eder.

    Her gün beş vakit namazda duâlardan sonra da birer Fatiha okunur. Beş Fatiha’nın toplam sayısı 700 ve bir ayda okunan Fatiha’nın toplam harf sayısı 21.000 eder.

    Bir aylık namazda Fatiha ve zamm-i sûre olarak okunan 282.000 harfe, bir aylık Âyet-el Kürsînin 25.500 ve bir aylık Fatiha’nın 21.000 harfini de ilave edersek tam 328.000 harf eder.

    Müfessirlerin sultanı Abdullah İbni Abbas’a göre, Kur’an’ın toplam harf sayısı 323.671’dir.

    Düzenli bir şekilde beş vakit namazı kılan gerçek müslümanlar, her ay Kur’an-ı Kerimi bir defa hatim etmekle birlikte, geriye fazla olarak 4.829 harfleri de kalmaktadır.

    Peygamberimize gelen ilk ilâhi emirlerden biri, “Ve rabbeke fe kebbir..”. Müddessir-4

    Rabbini büyüklükle, Rabbini tekbirle an, anlamındaki bu ilâhi emri uygulamak için namaza tekbirle girilir. 13’ü farz olan “İftitah Tekbirleri” ve 201’i sünnet olan “İntikal Tekbirleri” olmak üzere bir günlük beş vakit namazda 214 de fa “Allahü Ekber” diye tekbir alınır.

    Tirmîzi’deki bir hadiste, Peygamberimiz; “Tesbih (Süphânallah) mîzânın yarısını ve “Elhamdülillâh” mîzânın diğer yarısını doldurur. Tekbir ise yerle gök arasını doldurur.”buyuruyor.

    Namazın dışında inanarak ve Allah’ı büyükleme amacı ile alınan bir tekbir (Allahü Ekber)’in sevabı yerle gök arasını doldurduğuna göre, bir günlük namazda alınan 214 tekbirin sevabını düşünelim.

    Diğer yandan, farz olan 13 iftitah tekbirinin ayrı bir özelliği vardır.

    Râmuz’daki bir hadiste peygamberimiz; “İmamla birlikte alınan iftitah tekbiri, bin deveden hayırlıdır.” buyurmuştur.

    Mâdenler, ağırlıkları açısından, parasal değerleri açısından, kullanıldığı yerler açısından ve insanlara sevimlilikleri açısından farklı değerler taşıdıkları gibi..

    Mâneviyat da aynen böyledir. Bazı kelimeler, (zikirler) sevap açısından, ağırlıkları açısından, ibâdetlerdeki yerleri açısından ve Allah’a sevimlilikleri açısından farklı değerlere ve özelliklere sahiptirler.

    Buhârî ve Müslim’deki bir hadiste, Peygamberimiz; “İki kelime vardır ki, dilde hafif, mîzânda ağır ve Rahman (olan Allah’a) çok sevimlidirler. (Bunlar) “Sübhânallâhi ve bihamdihî ve Sübhânallâhil azîm” dir.

    Müslim’deki bir hadiste, Peygamberimiz; “Allah’a en sevimli kelâm dörttür. Sübhânallâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhüekber’dir.”

    Bir günlük beş vakit namazda, 15 defa Sübhâneke’nin başında, 120 defa, “Sübhâne Rabbiyel Azîm” diye rükû’da ve 240 defa “Sübhâne Rabbiyel Alâ” diye secdede olmak üzere, 375 defa Azîm ve Alâ isimleri ile birlikte Yüce Allah tesbih, tenzîh edilir.

    Yine bir günlük beş vakit namazda, 15 defa Sübhâneke’de “ve bihamdik” diye, 40 defa Fatiha’nın başında “Elhamdü Lillâhi Rabbil Âlemîn” diye, 40 defa rükû’dan doğrulurken, “Semi’allâhü limen hamideh” diye ve 40 defa rükû’dan doğrulduktan sonra, “Rabbenâ lekel hamd” diye, 135 defa Yüce Allah’a hamdedilir.

    Namaz’ın dışında bir defa “Sübhânallah ve Elhamdülillah” demenin sevabını düşünelim ve namazda bu sevabın onlarca, yüzlerce defa katlandığını unutmayalım.

    Yüce Allah buyuruyor; “Yedi kat gökler ve arz (dünya) ve bunlarda bulunanlar, Allah’ı tesbih ederler. Allah’ı hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ama siz, onların tesbihini anlayamazsınız.” İsra-44

    İşte! Beş vakit namazı kılan ve Yüce Allah’a kul olan gerçek müslümanlar, kâinatı kapsayan bu zikir halkasına dahil olmakta ve tüm varlıklarla birlikte Allah’ı tesbih, hamd ve tekbir ile zikir etmektedirler.

    Allah’a inanan, îman eden ve inancı doğrultusunda yaşayan gerçek müslümanlar, kıldıkları her iki rekâtın sonunda ve günde 21 defa, Yüce Allah’ın lütuf ve rahmet kapısında oturup, “Ettehiyyâtü Lillâhi vessalâvâtü vettayyibât” söz ile beden ile ve mal ile yapılan bütün ibâdetler yalnızca Yüce Allah’adır diye Rabbül âlemin olan Allah’a tehiyyeler sunarlar.

    “Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühû’ diye çok sevgili peygamberimize selam verirler ve yüce Allah’ın selâmını, rahmetini ve bereketlerini dilerler.

    “Esselâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhis sâlihîn” diye, gelip geçmiş ve halen hayatta olan bütün sâlih (iyi) kullara ve kendilerine, Allah’tan selâmet dilerler.

    Ve sonunda Kelime-i şehâdeti getirerek, Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Hazreti Muhammed’in, Allah’ın kulu ve peygamberi olduğunu tüm varlıklara ilân ederler.

    Ka’de-i âhire denilen son oturuşlarda, Ettehiyyâtü’den sonra Allâhümme salli alâ ve Allâhümme bârik alâ diye başlayan en değerli salâvât-ı şerîfeler okunur.

    Yüce Allah buyuruyor; “Kuşkusuz Allah ve melekleri, o nebîye (Hazreti Muhammed’e) salât ederler. Ey îmân edenler, siz de ona salât edin ve tam teslimiyet ile selâm verin.” Ahzap-56

    Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz; “Kim bana bir salât-ı şerîfe getirirse, Allah ona on salât (rahmet) eder.”

    İmam Beyhakî’ nin rivayet ettiği bir hadiste, peygamberimiz;”Kim bana bir salât ederse, Allah ona on salât (rahmet) eder, on günahını siler ve derecesini on kat artırır.”

    Tirmîzî’nin rivâyet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz;”Kıyamet günü bana en yakın olanınız, bana en çok salâvât (-ı şerîfe) getireninizdir.”

    Ebû Dâvud’un rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz; “Kabrimi bayram (piknik, eğlence) yeri yapmayın. Ama bana salât edin. Nerede olursanız olunuz, salâtınız bana ulaşır.” buyuruyor.

    Namazla bağlantılı her türlü ibâdetlerin sevapları kat kat çoğaltıldığı gibi, namazda okunan salâvat-ı şerîfelerin sevapları da kat kat çoğaltılır.

    Beş vakit namazda, 15’i Allâhümme salli alâ ve 15’i Allâhümme bârik alâ olmak üzere her gün tam 30 ve ayda 900 tane en değerli salâvât-ı şerîfeler okunmaktadır.

    Son oturuşta salâvat-ı şerîfelerden sonra, namaz kılan kişi kendisi için, ana-babası için ve tüm din kardeşleri için duâ ve istiğfar anlamını taşıyan, Rabbenâ âtina ve Rabbenağfirlî gibi duâları okur.

    Aynı inancı paylaşan, aynı yolun yolcusu olan ve sonsuzluk âlemi olan Cennet’te ebediyyen birlik ve beraberlik içerisinde yan yana yaşayacak olan bütün mü’minler (inananlar) kardeştir.

    Bu nedenle beş vakit namaz kılan yüz milyonlarca müslümandan her biri bütün din kardeşlerine duâ eder ve kendisi de yüz milyonların duâsına ortak olur.

    Namazını kılıp uyuyanlar, işleri, güçleri ile uğraşanlar veya kara toprağın altında mezarlarında yatmakta olanlar, namaz kılmakta olan din kardeşlerinin duâlarından yararlanırlar.

    Unutmayalım! Dünyada sürekli ezanlar okunmakta ve 24 saat hiç kesintisiz namaz kılınmaktadır.

    İnkârcılıkta inatla direnenlere ve çağdaşlık adı altında taş devri insanı ile aynı inancı paylaşan ve aynı taşlara tapınanlara bir sözümüz yok.

    Ama inandığı halde, nefsinden kaynaklanan tenbellik nedeni ile namazı ihmal edenleri Allah rızası için uyarıyorum.

    Gelin. Siz de gelin. Allah’a inanan, kıble’ye yönelen ve secdeye kapanan yüz milyonların arasına siz de katılın.

    Peygamberlerin başını çektiği bu toplumda, nice nice evliyâlar var, kutuplar var, yediler var, kırklar var, üç yüzler var, ricâlullah var ve Allah katında değerli nice sâlih kullar var.

    Kıbleye yönelerek ve alnınızı secdeye koyarak bu topluma katılırsanız, hem dünyada yaşadığınız sürece ve hem kabrinizde yaşadığınız sürece, bu kutsal ve seçkin toplumun duâsına ortak olursunuz.

    Nesâî, Taberânî ve Dâr-e Kutnî’nin rivâyet ettikleri bir hadiste, Peygamberimiz;”Kim ki farz (vakit)namazlarının sonunda Âyet-el Kürsî’ yi okursa, o kişinin (o an)Cennet’ e girmesine ölümden başka engel yoktur.”

    Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz;”Kim ki vakit namazlarının sonunda 33 defa Allah’ı tesbih ederse, 33 defa Allah’a hamd ederse ve 33 defa Allah’ı tekbir ederse ve yüzü tamamlamak için, “Lâilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” derse, deniz köpükleri kadar günahlar bağışlanır.” Namazın farz ve sünnetlerini kılan kişi, oturduğu yerde önce bir Âyetel Kürsî’yi okur ve sonra 33 defa “Sübhânallah”, 33 defa “Elhamdülillah” ve 33 defa “Allahü ekber” der ve yüzü tamamlamak için bir defa, “Lâ ilâhe illâllahü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr” (Şerîki, ortağı ve dengi olmayan Yüce Allah, birdir, O’ndan başka ilâh yoktur. Mülk O’nundur. Medih, övgü, yalnız O’nadır ve OYüce Allah, her şeye kâdirdir” derse, yaprak dökümü gibi günahları dökülür ve mîzanda ağır gelen sevaplar kazanır.

    Hayırlar, başka hayırları ve şerler, başka şerleri çeker.” Dinin direği ve en büyük hayır olan namaz da, bu gibi hayırları çeker.

    Bu gibi büyük hayırlar ve büyük sevaplar, beş vakit namazı düzenli bir şekilde kılan gerçek müslümanların namazın dışındaki yan gelirleridir.

    Namazın sevapları ile ilgili bir şeyler yazmaya çalıştım. Gerçeği söylemek gerekirse, bu yazdıklarım, Allah katında kabul olunan bir vakit namazın sevabı yanında, denizden bir damla niteliğinde kalır.

    Çünkü Rabb’ul Âlemîn olan O Yüce Allah’ın hazinesi o kadar boldur ki, şu kısacık dünya hayatında hikmetinin gereği, en sevmediği kullarına, torunlarının bile asırlarca yiyip tüketemeyeceği malları, mülkleri ve katrilyonlarla ifade edilemeyecek servetleri vermektedir.

    İnanan, îmân eden, emrini tutan, el bağlayıp boyun büken ve huzurunda secdeye kapanan sevdiği kullarına, sonsuzluk âlemi olan Cennet’te niye kat, kat fazlasını vermesin?

    Yere atılan bir tek buğday, bir tek mısır tanesini yüzlerce katı çoğaltarak, sapı ile, samanı ile ve talaşı ile tekrar insanlara ve hayvanlara rızık olarak veren O Yüce Allah..

    Bir tek kiraz çekirdeğinden, bir tek incir çekirdeğinden, önce koskocaman ağaçları yaratan, yemyeşil yapraklarla donatan ve sonra her yıl yüzlerce, binlerce meyveyi kullarına rızık olarak veren O yüceler yücesi Allah (Celle Celâlühû);

    Namazda okunan Kur’an’ın her bir harfini, Tekbir’in, Tesbih’in, Tevhîd’in, Hamd’ın, Tehıyyat’ın ve Salâvat’ın her bir harfini, yüzlerce, binlerce, onbinlerce katı çoğaltarak, niye mahşer yerindeki mîzânımıza koymasın?

    İnancından dolayı, İslâmi yaşantısından dolayı, bu geçici dünyada ezilen, aşağılanan ve zulme uğrayan mazlum kullarını niye cennetinde ebedî mutlu etmesin?

    Selam ve duâ ile…

  6. acil ödevim var yardım edin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: